1- YOL HİKÂYESİ

15 Nisan 2009 Çarşamba

- Almanya'dan taşındım buraya. Geri döndüm, ama memleketim burası değil. Sevdim burayı, arkana bak; madem 1o kilometre yürümüşün, ormana doğru git. Akdenizdir, orman ne gezer deme içinden. Ben bu ormanı gördüm, kaldım burda. Üşenme, git! Orası serin. Gölgede uyursun. Almanya'da işim vardı, kolum yandı. Şurası. İzi kaldı böyle. Barınamadım. Burda param var artık. Senin yolun uzun, bu su yetmez sana. Ne dinliyosun? İbo'nun bir şarkısı vardı. Benim otobüs bu. ??? Yok değilmiş. Araba tamirde. Hanım evde, çocuk da var iki tane. Güneş çarpmış seni genç. Gözlerini kısıp bakıyosun bana. Yolun uzun. Haritada yakın görünür, miden sağlam olacak. Viraj mı yol mu anlamazsın. Hıh, geldi. Ormana git, git! Selametle...

Ses telleri hasar almış bir baba ve oğlu otobüste konuşuyorlar. Baba, görece rahatsız edici bir tonda konuşuyor; sanki bir maske takmış, ses maskeyle yüzü arasında boğuluyor gibi. Kalın, tırtıklı. Oğlan, babasının yüzüne bakamıyor. Belli belirsiz kafasını sallıyor, ama cevap vermek istemiyor. Biraz utanıyor sanki. Sadece o utanmıyor. Oturacak yer bulamayan diğer yolcular da bu sese kayıtsız kalamıyor. Bir cama, bir babaya, bir oğula bakıyorlar. Herkes birbirinin farkında, tüm karakterler, tipler ve figüranlar!

Teknoloji ve doğa, aynı kumsalda güneşlenmek istedi mi acaba? Buna iktidar mı izin vermiyor?
"Teknolojinin doğasında....." ile başlayan bir cümlenin mantıklı olabilmesi söz konusu mudur?
İlk monolog, büyük bir şehrin otobüs durağında yaşansaydı nasıl algılanacaktı? Baba, oğlu ve dış kapının mandalları; otobüsün ortasında aniden beliren bir kara deliğe kapılıp, durgun bir nehrin üzerinde, sandalda kürek çekerken bulsalardı kendilerini?

Yalancı Tarhana Çorbası

13 Nisan 2009 Pazartesi

Malzemeler:
4 su bardağı su
3 çorba kaşığı un
2 orta boy rendelenmiş domates
1 tatlı kaşığı salça
1 çorba kaşığı sıvı yağ
fesleğen
nane
tuz

Yapılışı:
Önce yağ ve un kavrulur. Un kokusunu bırakınca, domates rendesi eklenir. Sönük ateşte unun ısıyla imtihanı devam eder. Kısa bir süre sonra salçanın da etkisiyle renk değişimi yaşanacak, kurabiye hamuruna benzer bir kütle ile başbaşa kalınacaktır. Yavruağzı, usul usul eklenmiş suyun ortaya çıkaracağı renk olacaktır. Çorba tadını bulmaya yakındır artık. Ateş harlanır ve topak topak, yumuk yumuk; hani nasıl söylesek, sanki havada bulut bulut olmayı dileyen yavruağzı hamuru ezme aşamasına geçilir. Ödül ya da ceza! Mitlerin yıllardır hatrı var. Ununu eleyip bir köşeye çekilmiş insanlardan değilsek, hatrını saymalıyız medeniyetlerin. Tüm bunları düşünürken, kıvamı yakalamak pek olasıdır. Az fesleğen, bol nane, orta karar tuz serpilir. Artık kabarcıkların çıkma vakti gelmiştir. Boyayı tinerle karıştırdığımızda oluşan kabarcıkların aynısı! Çorba duvar boyası gibi değil midir zaten? Dudaktan kalbe, sıcacık bir badana yapar. Tencerenin altı kısılır. 10 dakika karıştırılmadan kaynatılır. Oldu, yalancı tarhana çorbası servise hazır.
Afiyet olsun!